Vietnam'dan merhaba! Gezgin'in 'Asya Yazıları' adlı kitabı Beyoğlu Pandora Kitabevi'nde ve kitap ağsayfalarında! http://www.pandora.com.tr/ urun.asp?id=151278
Türk, uluslararası basında, ‘barbar’ olarak başladı imge yolculuğuna. Yeri geldi, ‘hamal’ oldu. Cumhuriyet kurulduktan sonra bile, hatta günümüzde bile, kimilerince, dört karılı sanıldı. Erkekleri fesli, sarıklı; kadınları peçeliydi; e bu Türkler zaten deveye biniyorlardı. Zaman içinde bu imgeler, varlığını az ya da çok korurken, Türk, özellikle 1950’lerle birlikte, kıvrak zekası ve duygusallığıyla tanındı. Türk, artık, dünyanın sevip saydığı Nazım Hikmet’ti. Türk, artık, birlikte gülünüp ağlanılan Aziz Nesin’di. Bu iki büyük ad, birçoklarını, Türkler’in barbar olmadığına inandırdı.
Sonra Türk, Kıbrıs’la tanındı. Anlaşıldı ki, yine barbarmış bu Türk... Sonra ‘bizim oğlanlar’ denilenler, ülkenin kapılarını, yedi düvele ardına kadar açtılar ve anlaşıldı ki, Türk, barbar olsa da, Amerika’nın ipine tutunmaktan hoşlanıyormuş.
Sonra yine yıllar geçti: Türk, Avrovizyon yarışmalarıyla, Batılı’daki Doğulu imgesini tazeledi. Doğu, Batılı için, hamam, harem, peçeli yüzleriyle göbek dansı yapan şuh bir kadın değilse ne idi... Erkeği, öpücüklü şarkılar söylerdi Türk’ün; kadını da şıkır şıkır oynar; Batılı’nın kollarına atlamak için can atardı.
Bir yandan da, topçu olarak tanındı Türk. Eskiden Konstantinopolis’i inleten toplar yerine, hedefi, bu kez, küçüktü: Fethedilen, edilmiş; kaybedilen, kaybedilmişti. E o zaman Türk, kalelere gol atsındı canım; böylece Batılı’yı savaşta yenmiş kadar olacaktı. Oysa, zaferleri, hep stadyumlarda kaldı Türk’ün. Elinden gelense, “gavur yapıyor abi” demek oldu. Dünya alem, Türk’ü, işte böyle, topçuluktan başka elinden birşey gelmeyen bir asker milleti eskisi olarak tanıdı.
Türk, yurtdışına gittiğinde, ona hep Galatasaray’ı, Fenerbahçe’yi sordular. Artık Nazım Hikmet’i de Aziz Nesin’i de anımsayan pek çıkmıyordu. Kitap okuyanlar içinse, Türk, Orhan Pamuk demekti. Hani şu, sirk hayvanı olarak ilginç bulunan Doğulu’nun, tam da Batılı’nın gördüğü gibi olduğunu gösteren o Türk. Türk bile, bunu kabul ettikten sonra, daha fazla düşünmeye gerek yoktu.
***
Takvimler Ekim 2009’u gösterdi sonra. Türk, yine barbar! İşinde en usta olan Batılı’nın kafasına nasıl da ayakkabıyı fırlattı, gördünüz mü? Barbar bu Türkler işte. Yüz yıl önce de böylelerdi. O da yetmemiş, sokaklarda camları çerçeveleri indirmişler. Neyse ki, en barbarları, bizimkileri koruyor da, toplantıya yaklaşamamışlar. Bunların hepsini Özgürlük Heykeli’nin meşalesinde sallandıracaksın ki, anlasınlar, herşeyi, daha fazla özgürlük için yaptığımızı.
Şu ukala Türk’e de bakın karşıdaki! Yaklaşalım da dinleyelim, ne diyor: “Ülkeme küskündüm hep. Ama şimdi gurur duyuyorum Türkiyeli olduğum için. Ülkem, yiğit, zeki ve eleştirel gençlerin ülkesi. Şimdi, herkes, bana, İMF karşıtı gösterileri soruyor. Eskiden, topçuları popçuları sorarlardı. Kızıyorlar bana, “az bile yapmış bizim gençler” dediğimde. Kapalı kapılar ardında alınan kararlarla, borçlu doğuyor bizde bebeler. Başka bebeklerse alacaklılar... Sizin bebekleriniz elbette. Gençlere saldırıyor, bu düzenin böyle sürmesinden hoşnut olan esnaf. Onlar da kepenklerini indirselerdi ya.”
“Biz, Afganistan’a da Irak’a da Türkiye’ye de demokrasi getirdik” diyorum Türk’e. Ne dese beğenirsiniz:
“Ya evet, satılık kalemleriniz tam da bunu yazdılar: Irak’ta Bush’a ayakkabı atan gazeteci, 9 ay hapis yatarken, Türkiyeli gösterici, serbest bırakılmış. Bu, Türkiye’nin ne kadar demokratik bir ülke olduğunu gösterirmiş de mişmiş. Türkiye’de İMF başkanına değil de, Bush’a ayakkabı atılsaydı, eylemciyi günlerce işkenceden geçirirlerdi bir kere. Bush’la İMF başkanı bir mi... Üstelik, işgal altında tuttuğunuz Irak’la Türkiye’yi nasıl karşılaştırabilirsiniz? Irak’ta demokrasinin önündeki en büyük engel sizsiniz. Türkiye’de daha çok hak varsa, ülkede daha uzun soluklu bir direniş olduğu içindir.”
Bir Amerikalı olarak, her defasında daha da sinirleniyorum. Bana kalırsa, yabancı ülkelerle ilgili en büyük sorun, bu ülkelerin yabancılar tarafından yönetilmesi. Ya da bıraksınlar, en barbarları yönetsin şu ülkeyi ki, biz de cebimizi doldurmaya devam edelim. Ama öfkemi içimde tutuyorum ve şöyle diyorum bu ukala Türk’e: “Hadi or’dan barbar Türk. Sen eskisi gibi topla popla uğraş. Zaten kırılan camları da sigorta ödüyor. Sen yine öpücüklü şarkılar yap. Haremli, hamamlı, göbek danslı şaheserler çıkart. Bize, “siz beni nasıl görüyorsanız, en doğrusu odur” de. Bak barbar Türk, sen uslu dur, biz de sana borç vermeye devam edelim, tamam mı?”
Türk, yanıt vermedi; birgün yüce Amerika’mızın karşısına, yüzbinlerce, milyonlarca Türk’le, Kürt’le, Ermeni’yle, Arap’la, Afgan’la, dünyanın tüm ezilen halklarıyla çıkmak için hazırlık yaptığı, her halinden belliydi. Bu Türkler’in en barbarlarını ülkemizde besleyip büyütmeyi sürdürürsek, birşeycikler olmaz canım, korkmayın öyle... Dolar’ın açamadığı kaç kapı var Tanrı aşkına...
Dr. Ulaş Başar Gezgin, Vietnam 06.10.2009 (6 Ekim İMF’nin İstanbul’dan kurtuluşu temsili gösterisi sırasında) Ağsayfası: http://ulas.teori.org E-posta: