Vietnam'dan merhaba! Gezgin'in 'Cana ve Hubli Opera Librettosu' adlı kitabı Beyoğlu Pandora Kitabevi'nde ve kitap ağsayfalarında! http://www.pandora.com.tr/ urun.asp?id=157378
- Bu yazı, tatkaçırıcı/ oyunbozan (spoiler) içermektedir. Bu yazının izit (film) izlenmeden önce okunmaması önerilir.-
Göz (The Eye, 2008; 2002 yapımı Doğu Asya izitinden uyarlama) iziti, ben-diliyle başlayıp o-diline geçiyor. Eşkonuşmalar geri tasarda; çünkü kızın görme engelliliğinin gösterilmesi, izleyiciye, sözcüklerin anlatacağından daha çok bilgi ve duygu veriyor. İzitin açkı sözleri, ölülerle konuşma, geleceği görme ve görme engellilik. Anlatının ana çatışması, başkişiyle ölüler ve başkişiyle ona inanmayanlar arasında.
İzitte kullanılan olay örgüleri şunlar:
- Bilmece örgüsü İzitin ana örgüsü, bilmece örgüsü. Bu örgünün ana öğesi, şu iki soru: “Kız, neden hep ölüleri görüyor? Bu sorunu çözmek için ne yapmalı?” Doruklar, alt-bilmecelerin sorularıyla ve gelen yanıtlarla gelişiyor. Her dorukta, sırrı çözmek için yeni bilgiler ekleniyor. Bu, heyecan ve merak öğelerini hep güçlü tutuyor.
- Kurtarma örgüsü Gözü veren kız (Ana), işçileri; başkişi, yoldakileri, yanarak ölmekten kurtarmaya çalışıyor. Gözü verenin, kurtarılacak kişilerin en azından ikisiyle kan bağı var (anne ve baba); ancak, başkişinin kurtarmaya çalıştığı yolcularla aralarında bir kanbağı yok. Trafik kazasında kurtarılacaklardan biri, başkişinin yanındaki sağaltman (doktor) olsaydı, bu sahne daha inandırıcı ve duygusal olacaktı. Böylece, kızın ölüleri gördüğüne başta inanmayan sağaltman, kız tarafından kurtarılmış olacaktı. Bu iki dorukta, ‘ha kurtarıldı ha kurtarılacak’ anları fazla olmadığından, heyecan öğesi zayıf.
- Arayış örgüsü Başkişiyi arayışa iten, gözünün açılmasından sonra ölüleri görmesi. Başkişi, rahat uyku uyumasını ve günlük yaşamını olağan bir biçimde sürdürebilmesini sağlayacak çözümü arıyor. Başkişinin eşlikçisi, sağaltman. Başkişinin eşlikçi olmayan yardımcıları, hastanede ölen çocuk ve aynada gördüğü kız. Arayışın sonunda, başkişideki değişiklik verilmiyor; bu bölüm, zayıf kalıyor. Ama en azından, görme engelli olarak kalmayı yeğlemesi gibi büyük bir değişim var. Anlatı sonunda, bulduğu, aradığını bile bilmediği bir şey. Bu, merakı arttırıyor.
- Kovalama örgüsü Başkişi, gözü açıldıktan sonra, sürekli olarak ölülerden kaçıyor. ‘Ha yakalandı ha yakalanacak’ sahneleri bolca. Bu nedenle, gerilim, dorukta.
- Başkalaşım örgüsü Başkişi, görme engelliyken, geleceği görme yetisi kazanıyor. Başkişi, neden başkalaştığını bilmiyor ve bu başkalaşmadan hoşnut değil. Bu bilmezlik ve hoşnutsuzluk, anlatının belkemiğini oluşturuyor. Geri dönüşümü sağlayan, kazada gözlerine cam batması. Ama bunun yerine, geri dönüşüm, sevgiyle, ilaçla, büyüyle vb. olabilirdi; böylece, sonuç da değişebilirdi. Örneğin, başkişi, bilimcilerin şarlatan olarak değerlendirip ciddiye almadıkları bir ilaççıya gidebilirdi. İlaççı, daha önce de benzeri sorunları olan hastalarla karşılaşmış olabilirdi. Hatta geleceği görenler, biraraya gelip üstün-kahramanlık türünden maceralara atılabilirdi. Ancak, bu izitte, başkalaşım örgüsü, bilmece örgüsünden daha önemli olmadığı için, başkalaşımın alt-öğeleri işlenmiyor. Zaten, bir gerilim izitinde, bunların işlenmemesi, en doğrusu. Az önce belirtildiği gibi, başkişinin başkalaşmış durumu, cam kırıklarıyla sona eriyor. Başkalaşmış olarak sonsuza dek kalabilirdi; başkalaşmış olmaktan hoşnut olmayı öğrenebilirdi ya da ölebilirdi.
İzitin dorukları/ 3. sayfaları şunlar: 1) Görme engelli kız, sağaltma işleminden sonra görebilecek mi? 2) Kızın sağaltma işlemi sonrasında gördüğü görüntülerin sırrı ne? 3) Kızı düşünde uyandıranın sırrı ne? 4) Kızın kapıda gördüğü ya da gördüğünü sandığı çocuğun sırrı ne? 5) Kızın aşevinde gördüğü görüntülerin sırrı ne? 6) Kızın düşünde ve düş sonrasında gördüğü görüntülerin sırrı ne? 7) Kızın izleç (tv) izlerken yaşadığı olayların sırrı ne? 8) Kızın sokakta gördüklerinin sırrı ne? 9) Kızın gördüğü yangının sırrı ne? 10) Kızın inerçıkarda (asansör) gördüğü adamın ve daha sonra pencereden atladığını gördüğü çocuğun sırrı ne? 11) Hastanede ölen çocuğun sırrı ne? 12) Kızın aynada gördüğü yüz kimin yüzü? 13) Kızın inerçıkarda gördüğü kadının (çocuğun anası) sırrı ne? 14) Kız, aynadaki yüzün öyküsünü öğrenecek mi? (evet) 15) Gözlerini verenin sırrı Meksika’da çözülecek mi? (evet) 16) Ölümü önceden gören (göz verici) kızın sorunu (dolayısıyla başkişinin sorunu) çözülecek mi? (belki) 17) Trafik kazası önlenebilecek mi? (hayır) 18) Görünmez kaza: Bilmemkaç kişi, yanarak can verdi! 19) Gözlerine cam giren kız, yeniden görebilecek mi ya da görmek isteyecek mi? (hayır)
Çözüm bölümünün aynı kentte ya da ülkede değil de, Meksika’da geçmesi önemli; çünkü böylece, izleyiciye, açıkça belirtilmeden, düğüm bölümünden çözüm bölümüne geçildiği sezdiriliyor. Kız ve sağaltman, böylece, Ölüler Diyarı’na gitmiş gibi oluyorlar.
Kızın, çözüm bölümüne dek gördüğü ölüler, ilk başta, birbirlerine bağlılarmış gibi bir hava veriliyor; sonra, bunların, kızın ölüleri görme gibi olağanüstü bir özelliği olduğu bilgisini, dolaylı yoldan vermek için eklendiği anlaşılıyor. Bu, gerilim türünde olmayan bir anlatıda yapılsaydı; zamanın ve kaynakların boşa harcanmasının bir örneği olarak değerlendirilebilirdi; ancak, gerilimde, ölçüt, farklı: Ne kadar dolaylı anlatım olursa, gerilim de o kadar artıyor. İzit, kişilik ve ortam ağırlıklı değil, olay ağırlıklı. İzitte yaklaşık 19 tane gerilim sahnesi var. Gerilimli olmayan tek bir doruk bile yok.
İzitin özdeşlik yönü, zayıf; sağaltma işlemiyle gözü açılan kız, ortalama izleyicinin özdeşlik kurabileceği sıradanlıkta değil. Bu nedenle, iziti, kendi sorunumuz gibi değil, başkasının sorunuymuş gibi izliyoruz. Bu izitin özdeşleştirme yönünü güçlendirmek için, kız, görme yetisini, çocukluğunda değil, yakın zamanda yitirmeli ve görme yetisini yitirdiği olay, izitin başında, ayrıntılı olarak gösterilmeli. Böylece, ortalama bir izleyici, “bu, benim de başıma gelebilir” diyerek, iziti daha bir canla başla izleyecekti. Bu durumda, izleyiciye, kendisi de kör olmuş gibi gelecekti. En başarılı gerilim izitleri, herhangi birimiz olabilecek bir kişinin, tek başınayken, herhangi birimizin hergün olabileceği bir ortamda, azar azar artan tehlike öğeleriyle donatılmış izitlerdir. Tek başına olmak önemlidir; bu, gerilimi arttırır. Gerilimin bilindik bir yerde (özellikle ev ortamında) olması önemlidir; böylelikle, izleyici, “bu, benim de başıma gelebilirdi” diyecektir. Gerilimin azar azar artması önemlidir; bu, heyecanı her keresinde daha da arttırır. Bir izitte, ayrı ayrı gerilen bir kızın bir de erkeğin olması; izitin sevilgenliğini (popülarite) arttırır. Böylece hem erkek hem de kadın izleyiciler, başkişilerle özdeşleşebilecektir. Kızla erkek, birlikte gerilirlerse, bu, heyecan öğesini düşürür; çünkü tek başına yaşanan korku, çok başına yaşanandan daha güçlüdür. Tek başınayken görülen görüntüler, gerilimi daha da arttırır. Göz izitinde, başkişi, yalnızca kız olduğu için, izit, erkek izleyicilerin daha az özdeşlik kurabileceği bir anlatıya sahip. Ayrıca, bu izitte, başkişi dışındaki tüm insanlar, geleceği görme engelli; yalnızca şimdiyi görme yetisine sahipler. Dolayısıyla, izleyici, geleceği gören başkişiyle değil, görmeyenlerle özdeşleşiyor. Ortaya, amaçdışı bir özdeşleşme düzeneği çıkıyor. Olay ise, inandırıcı olmadığından, izleyiciye, başından sonuna dek, “ben gerçek yaşam değilim, ben kurguyum” diyor. Bunun tersine, genel olarak, izleyici için en gerilimli olaylar, herkesin yaşayabileceği sıradan olayların biçim değiştirip gerilim yaratmasıdır. Bir durguyerinde (otopark) sıkışıp kalan bir kadınla, onun peşini bırakmayan bir güvenliği konu alan, ‘P2’ (2007 yapımı) adlı izitin, sıradan bir izit olmasına karşın, seyirciyi germesinin nedeni budur. Durguyeri, birçoğumuzun hemen hemen hergün girip çıktığı bir ortamdır; ama geç saatlerde gerilim yaratır. Durguyerinde geçen bir izit, “bu, benim başıma da gelebilirdi” duygusu yaratarak, kendini izlettirir (gerçi, P2’de gerilen başkişi, bir kadın olduğundan, bu, yalnızca kadın seyircilerin özdeşleşebileceği bir anlatı; dolayısıyla, izit, kitlenin yalnızca yarısına yönelik bir nitelikte). Göz izitinin, hastanede, inerçıkarda, aşevinde, evde ve yolda geçmesi, ortam özdeşleştirmesi olgusunu güçlendiriyor; çünkü bunlar, ortalama izleyicinin bulunabileceği yerler. Olay, bu yerlerin yerine bir sarayda geçseydi; izleyici, başkişiyle daha az özdeşleşecekti.
Göz’de ve diğer birçok izitte başarıyla kullanılan bir gerilim öğesi, düşle gerçeğin birbirine girmesi. Kız, düşten uyanır; birkaç saniyeliğine rahatlar; yalnızca düştür bu; meğer değilmiş. Zaten “düştür yaşam” dememiş mi eskiler; ama sorun, yaşamımızın kimin düşü olduğu. Birçok gerilim iziti, aynı zamanda izmenlik (detektif) izitidir. Başkişi(ler), gizemi çözmeye çalışır. ‘Göz’ iziti de, buna örnek.
Göz izitinin özdeyişi şu: “Bilimin açıklayamadığı gerçekler vardır” ya da “bilim, herşeyi açıklayamaz.” İzit, gizemci bir yaşam felsefesine sahip. Fukuyama’nın zırvalıklarına inanılan bir çağda, gizemcilik, en çok para yapan felsefe. (Bu, parapsikolojinin, en çok para yapan psikoloji olması gibi bir durum. Adı üstünde: ‘Para-psikoloji’.) Nasıl olsa, bu yaklaşımlar, “bilim, büyük anlatılardan yalnızca bir tanesi” diyor. Göz iziti, bilim düşmanı bir izit. Bu izit, bilimsel açıdan çekilseydi; kız, korkmayı bırakır; kendini insanlığın hizmetine sunardı. Böylece, geleceği görme, bilimdışı bir olay değil, bilimin kapsama alanını genişleten bir olay olacaktı. O zaman, bencillik içinde, yeniden görme engelli kalmayı istemeyecek; geleceği gören o gözlerle, insanların yaşamını uzatacaktı. Bu durumda, anlatı, gerilim öğesini de yitirmemiş olacaktı.
Seçenek bir bitiriş olarak, kız, kendi ölümünü görebilirdi; bunu engellemeye çalışırdı ya da yaşamdan bezdiğinden, engellemeyip ölümü beklerdi. Öldükten sonra, önceki kız gibi, o da, başka bir kıza musallat olabilirdi. İkinci bir seçenek bitirişte, kurtardığı küçük kız, başka bir nedenle ölebilir ve başkişi, küçük kızın gözlerini alıp rahat ederdi; böylece, sorunu çözülmüş olurdu. Otuz yıl sonra, ölümcül hastayken, ölümün görüntüsüyle yeniden karşılaşırdı. Olaylar gelişirdi. Üçüncü bir seçenek bitirişte, başkişi de, gözü veren kızın yaptığı gibi kendi canına kıyardı ya da kendi canına kıymak üzereyken, gözü veren, onu kurtarırdı. Başkişi, canına kıyarsa, özdeyiş de değişiyor. İzitin özdeyişi, bu durumda, “kızın katili, bilim” ya da “kızın katili, ruhsal gerçekleri yoksayan bilim(ciler)” olacaktı. Dördüncü bir seçenek bitiriş, şöyle olabilirdi: İzitte, başkişi, çözüme dek ölülerden kaçıyor. Bu dördüncü seçenek bitirişte, çözümden sonra, oynayımlar (rol) tersine çevrilebilirdi ve ölüler, onu kovalayacağına, o, ölüleri kovalardı. Beşinci bir seçenek bitirişte, başkişi, ölüm üstüne bahis oynayarak zengin olabilirdi. Sonu ölümle bitebilen oyunlar (örneğin yumrukoyunu (boks) ya da boğa güreşi), bu yetiden, insanları öfkelendirmeden de para kırabilmesini sağlayacaktı.
Başkalaşım örgüsünün bir ürünü olarak, kızın bir diğer sorunu, bu ölümleri görme yetisinin açma-kapama düğmesine sahip olmaması. Bu düğmeye sahip olsaydı, bu yetiyi istediği zaman kullanır, istediği zaman kullanmazdı. Bu durumda, gözü verenin sırrı çözüldükten sonra, izitin geriye kalanı, bu düğmeyi arama çabasına ayrılabilirdi. Hatta sağaltman, kız için, bu düğme yerine geçecek, sinüzit ilacı türünden bir ilaç yazabilirdi.
Göz iziti üstünden, yalnızca bitirişi değil, tüm kurguyu etkileyecek çeşitlemeler de yapılabilir(di): Örneğin, Jose Saramago’nun ‘Körleşme’ adlı yapıtına benzer bir kurguyla, herkesin ölüleri görebildiği bir toplumdan, onları bir kişi dışında kimsenin göremediği bir topluma geçiş anlatılabilirdi. Ayrıca, gözün açılmasının toplumsal boyutları işlenebilirdi. Göz yerine, diğer dört duyuda da, benzer bir sağaltma işlemi yapılabilirdi. Bu sağaltma işlemi ya da kimyasal değişim, bir kişi için değil, tüm toplum için olabilirdi. Herkesin ölümleri önceden görebildiği, ancak yalnızca bir kişinin göremediği bir dünya da, Göz izitindeki anlatı kadar, hatta ondan daha fazla gerilimli olabilecekti. Kulaktan gitmeyen sesler ve şarkılar da başka bir kurgu seçeneği olabilirdi. Bir başka kurgu seçeneği şu olabilirdi: Gelecekte, cezalandırma, kulağa ya da göze takılan bir yonga (çip) ile olabilirdi ve suçlular ya da suçlu sayılanlar, hep aynı görüntüleri görmeleri ya da hep aynı duyuntuları duymaları sağlanarak cezalandırılabilirlerdi. Göz izitinde, bir bellek olarak göz, başköşeye yerleştiriliyor. Bir başka çeşitlemede, bir bellek olarak başka uzuvlar da ele alınabilirdi. Örneğin, bir ölüden aktarılmış olan ayak(lar), başkişi, istememesine karşın, sürekli olarak bir yere gidebilirdi; başkişi, kendisine takılan ayak(lar)la, uyurgezer olabilirdi. Göz izitinin başkişisi, bir kemancı. Göz yerine, el aktarımı yapılsaydı; eli, bilmediği şarkılar çalabilirdi. Ya da kulak aktarımı olsaydı, başkişi, bilmediği şarkıların ardından giderdi; bu durumda, belki ‘Operadaki Hayalet’ gibi, hüzün ve gerilim karışımı bir izit ortaya çıkacaktı.
Göz iziti, beylik yapılarla (klişe) dolu. Hiç bir özgünlüğü yok. Birçok başka izitten (örneğin Son Durak (Final Destination, 2000)) yamanmış bir bohça. Sonuç olarak, çok basit bir düşünceye, bir başlangıca ve bir bitirişe dayandığı için ve benzer kurguya sahip izitleri de dikkate alarak, yüz üzerinden yirmi veriyoruz. İzle(t)meye değmez. Yine de, izleyiciyi germekte az-çok başarılı olduğu için, sıfır yerine yirmi verdik.